Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde Devam Eden Açlık Grevleri İçin Yetkililer Derhal Harekete Geçmelidir

Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde tutulan mahpuslar Cem Dursun ve Taceddin Erol Şahin, Nisan 2026’da başladıkları süresiz açlık grevlerini 100 günü aşkın süredir devam ettirmektedir. Aynı hapishanede tutulan mahpuslardan Hasan Basri Yıldız’ın mayıs ayında, Cemil Kurt ve Emircan Yazı’nın ise temmuz ayında başladıkları süresiz açlık grevleri de sürmektedir.

Mahpusların ve avukatların aktarımlarına göre sekiz kişilik koğuşta kalan mahpuslar, ortak yaşam alanındaki güvenlik kamerasını mahremiyetlerini korumak amacıyla kapattıktan sonra bu eylem gerekçe gösterilerek yaklaşık 8 metrekarelik hücrelere ikişer kişi yerleştirilmiştir. Mahpuslar günün yaklaşık 22 saatini bu hücrelerde kapalı geçirmekte ve yalnızca iki saat havalandırmaya çıkabilmektedir. Açlık grevindeki mahpuslar hücre kapılarının açılmasını, ortak yaşam alanlarından gün boyunca, havalandırmadan ise gün doğumundan gün batımına kadar yararlanabilmeyi ve mahremiyetlerini ihlal eden kamera uygulamasına son verilmesini talep etmektedir.

Anayasa’nın 17. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, işkenceyi ve diğer kötü muamele biçimlerini mutlak olarak yasaklamaktadır. Devlet, mahpusların insan onuruna uygun koşullarda tutulmasını sağlamakla yükümlüdür. Mahpusların küçük hücrelerde günün büyük bölümünü kapalı geçirmesine yol açan ve uzun süredir devam eden bu uygulama, işkence ve diğer kötü muamele yasağı bakımından ciddi kaygı yaratmaktadır ve yetkililer tarafından ivedilikle incelenmelidir. Birleşmiş Milletler Nelson Mandela Kuralları, bir mahpusun günde 22 saat veya daha uzun süre anlamlı insan temasından yoksun bırakılmasını tecrit olarak tanımlamakta ve 15 günden uzun süren tecridi yasaklamaktadır. İki mahpusun aynı hücrede tutulması da hücre dışındaki faaliyetlere ve diğer mahpuslarla anlamlı temasa erişimin ciddi ölçüde sınırlandığı bu koşulların tecrit edici etkilerini ortadan kaldırmamaktadır.

Mahpusların ortak yaşam alanlarının kesintisiz biçimde kamerayla izlenmesi ise özel hayata saygı hakkı açısından ciddi kaygı yaratmaktadır. Avukatların aktarımlarına göre hapishanedeki kalabalıklaşma nedeniyle ortak alanlar uyumak ve giyinmek amacıyla da kullanılmaktadır. Bu durum, mahpusların gündelik yaşamlarının mahrem bölümlerinin de kamera gözetimi altında kalmasına yol açmaktadır. Oysa uluslararası insan hakları standartlarına göre hapishanelerde kamera kullanımı sınırsız bir yetki olarak değerlendirilemez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hapishanelerde sürekli kamera gözetiminin özel hayata saygı hakkına ciddi bir müdahale oluşturduğunu kabul etmektedir. Güvenlik gerekçesi, mahpusların bütün gündelik yaşamlarının kesintisiz biçimde gözetlenmesini kendiliğinden haklı kılamaz. 

Açlık grevlerinin ulaştığı aşama, özellikle eylemleri 100 günü aşan Cem Dursun ve Taceddin Erol Şahin açısından yaşam ve sağlık hakkı bakımından yetkililerin acilen harekete geçmesini gerektirmektedir. Açlık grevindeki mahpuslardan ileri derecede görme engelli olduğu belirtilen Hasan Basri Yıldız’ın sağlık durumu ve engelliliğine bağlı ihtiyaçları ayrıca değerlendirilmeli; ihtiyacı olan önlemler ve makul düzenlemeler gecikmeden sağlanmalıdır. 

Ayrıca Dünya Tabipler Birliği’nin Malta Bildirgesi uyarınca açlık grevindeki mahpusların mesleki bağımsızlığa sahip hekimlere mahremiyet içinde erişimi güvence altına alınmalı; sağlık durumları rızaları ve mahremiyetleri gözetilerek düzenli olarak değerlendirilmelidir. Karar verme yeterliliğine sahip mahpusların tıbbi müdahaleyi kabul veya reddetmeye ilişkin özgür ve bilgilendirilmiş kararlarına saygı gösterilmeli; zorla besleme dahil olmak üzere bilgilendirilmiş ve gönüllü ret iradelerine aykırı müdahalelerde bulunulmamalıdır.

Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü devlete aittir. Bu yükümlülük yalnızca mahpusların sağlık durumlarını izlemekten ibaret değildir. Yetkililer açlık grevlerine yol açan koşulları ve mahpusların taleplerini gecikmeden değerlendirmeli, geri dönüşü olmayan sonuçların önlenmesi amacıyla mahpuslar ve avukatlarıyla etkili bir diyalog kurmalıdır. Açlık grevlerine yalnızca tıbbi bir sorun olarak yaklaşılması, eylemlerin nedenlerini ve mahpusların dile getirdiği hak ihlallerini görünmez kılacaktır.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği olarak;

  • Açlık grevindeki bütün mahpusların sağlık durumlarının mesleki bağımsızlığa sahip hekimler tarafından gecikmeden değerlendirilmesini ve düzenli olarak izlenmesini,
  • Mahpusların günün büyük bölümünü hücrelerde geçirmesine yol açan uygulamanın derhal gözden geçirilmesini ve ağır tecrit koşullarına son verilmesini,
  • Mahpusların ortak yaşam alanlarından, açık havadan ve sosyal faaliyetlerden insan onuruna uygun sürelerle yararlanmasının sağlanmasını,
  • Mahpusların mahremiyetini ihlal eden kamera uygulamasına son verilmesini;
  • Mahpusların avukatları ve yakınlarıyla düzenli iletişim kurabilmelerinin güvence altına alınmasını,
  • Kamera gözetimi, hücrelerde tutulma ve sağlık hakkına erişim konusundaki iddiaların işkence ve diğer kötü muamele yasağı çerçevesinde bağımsız ve etkili biçimde incelenmesini ve tespit edilen ihlallerin giderilmesini,
  • Adalet Bakanlığı ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün mahpusların sağlık durumları, talepleri ve alınan önlemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesini,
  • Açlık grevlerine yol açan koşulların ortadan kaldırılması amacıyla mahpuslar ve avukatlarıyla derhal etkili bir diyalog kurulmasını talep ediyoruz.

Yetkilileri, mahpusların yaşam ve sağlık haklarını korumak ve geri dönüşü olmayan sonuçları önlemek için daha fazla gecikmeden sorumluluk almaya çağırıyoruz.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)

Facebook
Twitter
WhatsApp
Email

Sitede Arayın