Öğrenim Hakkı Ayrımcı Düzenlemeler ile Sınırlandırılamaz
TBMM’ye sunulan Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3755)’nin 16. maddesiyle, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na Geçici 85. maddenin eklenmesi öngörülmektedir. Düzenleme, yükseköğretim kurumlarıyla ilişiği kesilen öğrencilere yeniden öğrenim hakkı tanımayı amaçlaması bakımından ilkesel olarak olumlu bir adımdır. Ancak Geçici 85. maddede öngörülen istisnalar, hapsedilme nedeniyle öğrenimi kesintiye uğrayan belirli kişi gruplarını bu haktan yararlanma imkanının dışında bırakarak öğrenim hakkı bakımından ciddi hak ihlali ve ayrımcılık riskleri doğurmaktadır. Devletin yükümlülüğü, bu kesintiyi derinleştirmek değil, öğrenim hakkının ceza infaz süreci boyunca ve sonrasında kesintisiz kullanılabilmesini sağlamaktır. Buna karşın teklif, belirli kişi gruplarını kapsam dışında bırakarak hapsedilmenin öğrenim hakkı üzerindeki olumsuz etkilerini kalıcılaştırma riski taşımaktadır.
Teklif, belirli suçlardan hüküm giymiş kişileri ve “terör örgütleri veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibat” gerekçesiyle kurumlarla ilişiği kesilen kişileri düzenlemenin kapsamı dışında bırakmaktadır. Oysa öğrenim hakkı, suçun niteliğine göre tanınan ya da geri alınan bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır.
Anayasa’nın 42. maddesi açık biçimde “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükmünü içermektedir. Devlet, öğrenim hakkının kapsamını düzenleyebilir; ancak bu düzenleme hakkın özünü ortadan kaldıracak, belirli kişi gruplarını kategorik olarak öğrenim hakkından mahrum bırakacak şekilde yapılamaz.
Öğrenim hakkı yalnızca bireysel gelişimin değil, sosyal hayata eşit katılımın da önemli araçlarından biridir. Avrupa Cezaevi Kuralları, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin mahkumiyet kararıyla ellerinden alınmayan tüm haklarını koruduklarını; getirilen sınırlamaların ise yalnızca gerekli, asgari ve orantılı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Aynı kurallar, her hapishanenin mahpusların bireysel eğitim ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturmasını, eğitimin dışarıdaki eğitim sistemiyle bütünleşmesini ve tahliye sonrasında eğitimin kesintisiz devam edebilmesini öngörmektedir. Bu yaklaşım, öğrenim hakkının hapsedilme nedeniyle sona erdirilemeyeceğini; aksine ceza infaz sürecinde de korunması ve desteklenmesi gereken bir hak olduğunu ortaya koymaktadır.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Cezaevlerinde Eğitim Hakkında R (89) 12 sayılı Tavsiye Kararı, mahpusların öğrenim olanaklarının dışarıdaki bireylerle mümkün olduğunca eşit olması gerektiğini, öğrenme fırsatlarının en geniş biçimde sunulmasını ve öğrenimin ceza infaz sisteminin temel unsurlarından biri olarak desteklenmesini tavsiye etmektedir.
Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralları (Nelson Mandela Kuralları) ise tüm mahpusların kendilerine yarar sağlayacak eğitim alma hakkını tanımakta; verilen öğrenimin ülkenin genel öğrenim sistemiyle bütünleşik olmasını ve tahliye sonrasında öğrenim sürdürülebilmesini öngörmektedir.
Buna karşın kanun teklifi, herhangi bir bireysel değerlendirme yapmaksızın yalnızca mahkum olunan suçun türüne dayanarak kişileri tamamen kapsam dışında bırakmaktadır. Hapsedilme nedeniyle öğrenime erişim konusunda hâlihazırda var olan yapısal engeller dikkate alındığında, belirli kişi gruplarının yeniden öğrenim hakkından kategorik olarak dışlanması mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. Öğrenim hakkına yönelik böylesine mutlak ve kategorik bir sınırlama; ölçülülük, eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
TBMM’de görüşülmekte olan kanun teklifinin, öğrenim hakkını evrensel bir insan hakkı olarak esas alan bir anlayışla yeniden değerlendirilmesi; Geçici 85. maddede yer alan ayrımcı ve kategorik istisnaların teklif metninden çıkarılması gerekmektedir.
Öğrenim hakkı, hapsedilme nedeniyle ortadan kaldırılamaz; ceza infaz süreci boyunca olduğu gibi tahliye sonrasında da güvence altına alınmalıdır. Öğrenim hakkı suçun niteliğine göre tanınan bir imtiyaz değil, herkes için güvence altına alınması gereken temel bir insan hakkıdır. Mevcut ya da geçmişteki hapsedilme durumu, kişilerin öğrenim hakkından kategorik olarak yoksun bırakılmasının gerekçesi olamaz. Bu nedenle öğrenim hakkını ayrımcı biçimde sınırlandıran düzenlemelerden vazgeçilmelidir.





