Açlık Grevindeki Mahpuslar için Basın Duyurumuz

Basına ve Kamuoyuna

Yaşamı ve İnsan Onurunu Savunuyoruz: Açlık Grevindeki Mahpuslar için Basın Duyurumuz

Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumları arasında yer alan Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen, başka bir hapishaneye sevk talebiyle uzun süredir süresiz açlık grevindedir. Mahpusların ailelerinden gelen bilgilere dayanılarak yapılan haberlere yansıyan bilgilere göre, üç mahpus hastaneye kaldırılmıştır.

Edinilen bilgilere göre, 16 Nisan 2026 tarihi itibarıyla Gürkan Türkoğlu ve Tahsin Sağaltıcı 261 gündür, Hüseyin Özen ise 241 gündür açlık grevindedir. Avukatlarının aktardığına göre, üç mahpus 10 Nisan 2026 Cuma günü hastaneye kaldırılmıştır. Aileler ve mahpusların avukatları, Türkoğlu, Sağaltıcı ve Özen’in sağlık durumlarına, uygulanan tıbbi işlemlere ve mevcut koşullarına ilişkin kendilerine açık, yeterli ve güvenilir bilgi verilmediğini ifade etmişlerdir.

Mahpusların avukatlarından edinilen bilgilere göre, hastanede tutuldukları süreçte aile üyelerinden bir kişinin refakatçi olarak yanlarında bulunmasına izin verilmemekte; avukatlarıyla uygun ve mahremiyet koşullarını sağlayan bir ortamda görüşmeleri sağlanmamakta; bağımsız hekimler ya da bağımsız hekim heyetleri tarafından ziyaret ve değerlendirme talepleri de karşılanmamaktadır. Oysa mahpusların aile desteğine erişimi, savunma hakkı kapsamında avukatlarıyla etkili biçimde görüşebilmesi ve bağımsız tıbbi değerlendirmeye ulaşabilmesi, özellikle açlık grevi gibi yaşamı tehdit edecek şekilde sağlığı ağır biçimde etkileyen süreçlerde temel güvencelerdendir.

Kamuoyunda “kuyu tipi hapishaneler” olarak anılan Yeni Tip Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumları, tek kişilik tutulma ve ağır izolasyon uygulamalarıyla uzun süredir gündemdedir. Mahpusların havalandırması bulunmayan tek kişilik hücrelerde tutulduğu, pencerelerdeki sık telli yapı nedeniyle dış dünya ile temasın ciddi ölçüde sınırlandığı, açık havaya erişimin ise günde ancak bir ila iki saat arasında değişen sürelerle ve hücrelerden ayrı bir bölümde bulunan havalandırma alanına çıkışla sınırlı tutulduğu aktarılmaktadır. Bu hapishane modelinde kullanılan teknolojik altyapının da insan temasını azaltan ve izolasyonu derinleştiren bir işlev gördüğüne ilişkin ciddi kaygılar bulunmaktadır.

Mahpusların seslerini duyurmak için başvurdukları en son ve en ağır protesto biçimi olan uzun süreli açlık grevleri, mahpusların yaşamı ve sağlığı bakımından son derece ağır ve geri dönülmez sonuçlar doğurabilecek kritik süreçlerdir. Bu nedenle yetkili makamların şeffaf, denetlenebilir ve insan haklarına uygun biçimde hareket etmesi, yaşam hakkı dahil olmak üzere ciddi insan hakları engellerinin yaşanmaması için kritik önem taşımaktadır. Mahpusların sağlık durumuna ilişkin bilgiye ailelerinin ve avukatlarının derhal erişebilmesi, bağımsız hekim değerlendirmesinin güvence altına alınması ve tüm sürecin kişilerin onuru ile bedensel bütünlüğünü koruyacak biçimde yürütülmesi gerekmektedir.

Açlık grevini sonlandırma dayatmasını kabul etmeyen mahpusların daha önce de iki kez hastaneye götürüldüğü, grevi sonlandırmayı reddetmeleri üzerine yeniden tutuldukları hapishaneye geri getirildikleri; son olarak ise “hastanede gözetim altında tutulmalarına” karar verildiği aktarılmaktadır. Basına yansıyan haberlere göre mahpusların aileleri, yakınlarına zorla müdahale edilmesinden endişe duymaktadır.

Açlık grevindeki mahpuslara rızaları dışında tıbbi müdahalede bulunulması ve infaz rejimine aykırı biçimde ağır tecrit koşullarında tutulmalarının sürdürülmesi, telafisi güç hatta imkansız insan hakları ihlallerine yol açabilir. Uluslararası etik ilkeler ve insan hakları standartları, açlık grevindeki kişilere yönelik tıbbi süreçlerde zorlayıcı müdahalelerden kaçınılmasını; kişinin açık iradesine, onuruna ve bedensel bütünlüğüne saygı gösterilmesini zorunlu kılar.

CİSST olarak bir kez daha hatırlatıyoruz: Mahpusların yaşam hakkı, sağlık hakkı, işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmama hakkı ve insan onuruna uygun koşullarda tutulma hakkı, devletin gözetim ve koruma yükümlülüğü altındadır. Ağır tecrit ve izolasyon koşullarıyla anılan yüksek güvenlikli hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlali iddiaları etkili biçimde araştırılmalı; mahpusların sevk talepleri, sağlık durumları ve tutulma koşulları insan hakları temelli bir yaklaşımla derhal değerlendirilmelidir.

Yetkili kurumları acilen:

  • Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen’in hastane sürecinde aile üyelerinden bir kişinin refakatçi olarak yanında bulunma talebinin, aile hayatına saygı hakkı ve etkili destek alma ihtiyacı gözetilerek kabul edilmesine,
  • Mahpusların sağlık durumuna ilişkin aileleri ve avukatlarını gecikmeksizin bilgilendirmeye,
  • Mahpusların avukatlarıyla gizlilik, mahremiyet ve savunma hakkı ilkelerine uygun koşullarda görüşebilmesinin güvence altına alınmasına,
  • Mahpusların bağımsız hekimler ve/veya bağımsız hekim heyetleri tarafından ziyaret edilmesi ve değerlendirilmesinin sağlanmasına,
  • Mahpusların sevk taleplerini ve tutuldukları koşullara ilişkin iddiaları ivedilikle değerlendirmeye,
  • Tıbbi süreçlerde kişilerin açık iradesine, insan onuruna ve bedensel bütünlüğüne saygı göstermeye,
  • Mahpus hakları konusundan insan hakları temelli çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapmaya,
  • Hapishanelerde devam ettirilen tecrit uygulamalarından derhal vazgeçmeye; tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi eylemini sürdüren mahpusların taleplerini dikkate almaya,

çağırıyoruz.

Kamuoyunu da vicdanen ve ahlaken her bir yurttaşı yakından ilgilendiren bu süreci yakından izlemeye davet ediyoruz.

CİSST – Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

Facebook
Twitter
WhatsApp
Email

Sitede Arayın