Mecliste Yakın Zamanda Görüşüleceği Duyurulan Hapishanelere İlişkin Yasa Değişikliği Taslağı Hakkında

Mecliste Yakın Zamanda Görüşüleceği Duyurulan Hapishanelere İlişkin Yasa Değişikliği Taslağı Hakkında

Kamuoyunda “infaz paketi” olarak bilinen, Koronavirüs salgını (COVID-19) ile birlikte çalışmaları hız kazanan ve pek çok kanunda değişiklik öngören taslak metin hakkında özellikle ceza indirimi dışında kalan hususlar bakımından Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplu Derneği olarak görüşlerimizdir[1].

 

Taslak metin incelendiğinde, hapishanelerde bulunma sürelerine etki eden koşullu salıverilme ile denetimli serbestlik gibi düzenlemelerin dışında mahpuslar için ciddi ifade özgürlüğü kısıtları ve çocuk mahpuslar bakımından ağırlaştırılmış koşullar oluşturabilecek pek çok düzenlemenin bulunduğu tespit edilmiştir. Teklifin gerekçesine bakıldığında da yapılması planlanan bazı değişikliklerin salgın durumu ile ilgisinin bulunmadığı, daha evvel gündeme getirilmesi düşünülen infaz paketinin çıkarılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bunlardan en önemlileri aşağıdaki gibidir:

 

  • İnfaz hakimliklerinin yetkisi genişletilip sayısı da artırılarak; mahsup, ceza zamanaşımı gibi hükmün süresini ilgilendiren konular ile Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara karşı yapılan şikayetleri inceleme yetkisi infaz hakimliklerinin çalışma alanına dahil edilmesi önerilmektedir: Mevcut durumda hapishanelerde hak ihlallerine karşı yeterli bir güvence olmayan İnfaz hakimliğine adeta yargılama yapan mahkemenin yetkilerine yakın yetkiler tanımak sorunlara sebep olabilecektir.
  • İnfaz hakimliklerine koşullu salıverilme kararı verebilme ve kararı geri alabilme yetkisi verilmesi önerilmektedir: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de pek çok kararında vurgulandığı üzere kişinin tahliye edilip edilmeyeceği bağımsız bir mahkeme tarafından gözden geçirilmeli; rehabilite olup olmadığı, tekrar suç işleyip işlememe riski olup olmadığı değerlendirilmelidir. Kişinin yargılamasını yapan mahkeme tarafından verilmesi gereken bu denli hayati bir kararın infaz hakimliklerine bırakılması kaygı vericidir.
  • Açık Hapishaneler ile ilgili çeşitli düzenlemeler önerilmektedir: Halihazırdaki düzenlemede mahpusun açık ceza infaz kurumlarından kapalıya gönderilmesi için kınama dışında bir disiplin cezası alması, başka bir suçtan tutuklama kararı olması ya da yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacak olması hallerinden biri gerekmektedir. Yapılması planlanan düzenleme ile kişinin disiplinin cezası kesinleşmese dahi “kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar” idare ve gözlem kurulu kararıyla doğrudan kapalı hapishaneye gönderilebilecektir. Derneğimize açık hapishanelerden gelen başvuruların pek çoğu haksız verilen disiplin cezası ve bir tehdit olarak kapalı hapishaneye gönderilme hakkındadır. Kapalı hapishaneye gönderilmek kolaylaştığında bu durum idare tarafından kötüye kullanılabilecek; bu sebeple de mahpuslar ihlalleri raporlamak ve başvuru yapmaktan imtina edeceklerdir. Benzer şekilde açık hapishaneye ayrılma konusunda da idare ve gözlem kuruluna geniş yetkiler verilmesi önerilmektedir. Bu durum da keyfi uygulamaların önünü açabilecektir.

Açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya ilişkin şartlar halihazırda “Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği”nde düzenlenmekteyken getirilen öneriler bu şartların yasalara girmesini hedeflemektedir. Bu durumda açık ceza infaz kurumlarına ayrılma yönetmeliğinin işlevi belirsiz hale gelirken yönetmelikte yer alana kimi düzenlemelerin yasaya konmak üzere önerilmemesi, -düzenlemenin bu haliyle kabul edilmesi halinde- insan haklarını geriye götüren uygulamalara sebep olacaktır. Çocuk hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna geçişiyle ilgili yönetmelikteki düzenlemeye yasada yer verilmemiş olması, olası kararlarda yönetmeliğin yasaya aykırı olamayacağı bahanesiyle işlevsiz hale getirilebilecektir.

  • Türk Ceza Kanununda birtakım değişiklikler yapılması önerilmektedir: İnfaz sisteminin salgın sürecini en az zararla atlatması için önlemler alınan bu süreçte ceza mevzuatındaki birtakım suç tipleri için ceza sınırlarının ağırlaştırılmasını içeren hükümlerin bu kanun değişikliği içerisine dahil edilmesi, düzenlemenin amacından çıkarak paketin objektif tartışılmasını engellemektedir.
  • Adli kontrol tedbirlerinin kapsamını ağır hasta, engelli, hamile ve yeni doğum yapmış kişiler bakımından genişleten bir bent eklemesi yapılması önerilmektedir: Söz konusu kişiler bakımından gözetilen yüksek yarar düşünüldüğünde bu durumu hakimin takdirine bırakmaktansa aksine çözüm, bu gruptaki kişilere tutuklama yasağı getirilerek yurt dışına çıkıştan elektronik izleme tedbirine kadar genişleyen denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasıdır.
  • Çocuk mahpuslar için yeni disiplin cezaları getirilmesi ve halihazırdaki disiplin cezalarının verilebilmesi için yeni sebepler önerilmektedir: Çocuk mahpuslar için düzenlenen disiplin cezalarının ağırlaştırılması çocuğun yüksek yararını gözetmesi gereken[2] adalet sisteminin aksine, cezalandırıcı sistemin kuvvetlenmesini temel alan bir tutumdur. Çocukların disiplin cezalarına konu eylemlerini psiko-sosyal olarak değerlendirmeden, tutulma şartlarının iyileştirilmesi sağlanmadan disiplin cezaları için yeni sebepler üretilmesi, açıkça hatalı bir amaç taşımaktadır. Öte yandan kapalı hapishanelerde tutulan çocuklar için de açık görüş haklarının kapalı görüşe çevrilmesi yönünde yeni bir disiplin cezası da öngörülmektedir. Alan çalışmacılarının her fırsatta dile getirdiği “kapalı görüşün kaldırılması” talebi ve çağrısının aksine “ziyaretlerin kapalı şekilde yaptırılması” adıyla bir disiplin cezasına yer verilmesinin çocuğun yüksek yararını gözeten bir sistemde izahı yoktur. Normal şartlarda dahi kapalı hapishanelerde tutulan çocuk mahpusların kapalı kapalı görüşe maruz bırakılması, kurumun güvenliği için herhangi bir risk doğurmamakta iken kendileri için yıpratıcı etkiler taşımaktadır. Çocuğun hapsedilmesi ne yazık ki yasalarca tanımlanmış bir cezayken adalet sistemi onu disiplin cezalarıyla tali olarak ve ihtiyaçları gözetildiğinde son derece ağır bir şekilde yeniden cezalandırmaktadır.
  • Mahpusların ifade özgürlüğünün kısıtlanması önerilmektedir: Taslağa, halihazırdaki fiili yasaklara yasal zemin oluşturabilecek maddeler eklenmiştir. Son dönemde pek çok hapishaneden kitap kısıtlarına ilişkin ihlal şikayetleri alınmaktadır. 62. Maddedeki yayın yasakları mevcut düzenlemede yalnızca “Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen” şeklinde iken; yeni düzenleme ile “Kurumun disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” gibi muallak ve geniş yetkilerin idareye verilmesi adeta yayın yasaklarına yasal zemin oluşturmaktadır. Eklenmesi önerilen bir başka madde ile yabancı dilde yayınlanmış gazete ve dergilerin kuruma kabulü Adalet Bakanlığı yetkisine verilecektir. Bu durumda yabancı dilde yayınlanmış gazete ve dergilerin mahpuslara verilmesini sürecin uzayacak olması sebebiyle de adeta imkansız hale getirecek; fiili yasakların yasal zemine oturmasını sağlayacaktır. Oysaki hapishanelerde, ifade özgürlüğüne ilişkin ciddi problemler vardır[3]. Sosyal hukuk devleti olarak insan haklarının ilerlemesi yönünde adımlar atılması gerekirken bu haklara erişimin zorlaştırılması, özellikle “hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran gibi idareye geniş yetkiler tanıyan ifadelerin eklenmesi ve fiili olarak yayınlara erişimin imkansız hale getirilmesi ifade özgürlüğüne dair söz konusu problemleri birer hak ihlali olarak mevzuata dahil etmek anlamına gelmektedir.
  • Koşullu salıverilme için aranan iyi halin belirlenmesi kapsamı da genişletilerek hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi halin belirlenmesi olarak önerilmektedir. Önerilen düzenlemenin lafzından hükümlülerin yalnızca koşullu salıverilme için değil, daha geniş amaçlar için değerlendirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu değerlendirmenin içeriği, idare ve gözlem kurulunun takdirine geniş yetkiler tanıyarak genişletilmiştir. Özellikle “ceza infaz kurumlarında bulunduğu tüm aşamalarda” değişiklik teklifi, mahpusun hapsedildiği süre boyunca tek bir problemin bile idare tarafından iyi hali bozan bir sebep olarak kabul edilmesinin önünü açmaktadır ki bu açıkça idarenin yetkisini genişleterek adalet sisteminde yaratılması gereken standardizasyona engel olmaktadır. Mahpusun denetimli serbestliğe ayırılma, koşullu salıverilme ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma sürelerinde etki edecek bu kararın yorum farkı yaratacak derecede genişletilmesi, olası hak ihlalleri için ciddi endişeler doğurmaktadır.
  • Kapalı ceza infaz kurumu dışına çıkma hallerinde kişi güvenliğini tehlikeye düşürebilecek değişiklikler gerçekleştirilmesi önerilmektedir: Tasarıya göre terör ve örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarda ve zorunlu görünen hallerde bilgilerin doğruluğunu araştırmak amacıyla hükümlü ve tutuklu, rızası aranmak koşuluyla kurum dışına çıkarılabilecektir (halihazırdaki düzenleme CMK’da yapılan değişiklik sebebiyle 2012 senesinden beri yasal uygulama alanına sahip değildir). “Bilgisine başvurma” durumu her defasında 4 gün ve her halükarda 15 günü geçmeyecek şekilde önerilmektedir. Hükümlünün/tutuklunun bu süreçte nerede kalacağı, kimin nezaretinde ve aralıksız 15 güne kadar hangi şartlarda tutulacağı belirtilmeksizin yapılan bu düzenleme yasal olarak bir çerçeveye oturmamaktadır. Şayet bir hükümlü/tutuklunun tanık olarak dinlenmesi ya da keşfe katılması gibi bir amaç bulunuyorsa ilgili düzenlemenin CMK’daki usulden farklı bir hale bürünmemesi gerekmektedir.  Eğer mahpus bir şüpheli olarak kurumdan ayrılıyorsa da öneride anılan süreler, CMK’daki gözaltı sürelerinin çok daha fazlası olduğu için bu önerinin kabul edilmesi ciddi hak ihlallerine yol açabilir.
  • Özel infaz usullerinde birtakım değişiklikler ve istisnalar yapılması önerilmektedir. Bu önerilerin kapsamı genişletilirken bu usullerden yararlanamayacak suç türleri de sayılmıştır. Özel infaz usulleri, toplumu koruma ve mahpusun yaşamla uyumu açısından nispeten yapıcı düzenlemelerdir ve hükümlünün ve toplumun ihtiyaç ve risklerine göre hakim tarafından karar verilebilir. Bu sebeple suç türü ayrımına gitmek, hakimin gözetmesi gereken bu durumu hakimden almak ve asında yetkisine güvenmemek anlamını doğurmaktadır. Bu sebeple suç ayrımına gitmeksizin bireyselleştirilmiş ceza adalet sisteminde hakimin bu konuda karar vermesine bırakmak hem insan haklarına uygun hem de eşitlikçi olacaktır. Öte yandan çocuklar için de bu suç ayrımına gidilmesinin çocuğun yüksek yararını hiçe sayan bir düzenleme olduğu açıktır. Bu sebeple tüm mahpuslar için suç ayrımı kaldırılmayacak olsa bile çocukların gelişim hakkı[4] göz önünde bulundurularak çocuk hükümlüleri bu suç ayrımında istisna tutmak gereklidir.
  • Denetimli serbestlik sürelerinin hesaplanmasında ve bu sürelerin uygulanacağı suç gruplarında değişiklik önerilmektedir. Salgın dolayısıyla hapishanelerdeki hastalık/ölüm riski, mahpusların acilen güvenli yaşam alanlarına geçirilmesi çağrısını gündeme getirmiştir. Bu çağrının yanı sıra uzun süreden beri kapasite fazlalığının yarattığı hak ihlalleri, denetimli serbestlik sürelerinde yeniden bir düzenleme yapılması beklentisini doğurmuştur. Bu iki gündem ışığında, belirli suç tiplerini hariç tutularak denetimli serbestlik için yeni süreler önerilmektedir. Öneriye genel olarak bakıldığında özellikle acil durum yaratan salgın şartları altında suç tiplerinde bir ayrım yapılması, devletin kendi kurumlarında tutmakla yükümlü olduğu insanların yaşam haklarına ilişkin pozitif yükümlülüğünü[5] yerine getirememeyi ve eşitlik ilkesini ihlal etmeyi planladığını göstermektedir. Yaşam hakkı, devlet önünde hiç kimsenin diğerinden daha öncelikli tutulamayacağı bir hak olmalıyken bu şekilde bir ayrıma gidilmesi, açıkça evrensel insan haklarına aykırıdır ve telafisi mümkün olmayan kayıplar yaratabilir. Bu önerinin önceki düzenlemelerden farklı olarak birtakım suç tiplerini hariç tutarken başka birtakım suç tiplerini hapishanelerde tutmakta ısrarcı olması, salgın şartları altında kabulü mümkün olmayan bir tavırdır. Bu düzenlemenin insan haklarını gözeten eşitlikçi bir bakış açısıyla yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir.

01.04.2020

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)

 

 

 

 

[1] Ceza indirimi konusunda salgının ulaştığı boyut dikkate alınarak; siyasi, adli ya da suç tipi ayrımı yapılmaksızın genel af düzenlemesine gidilmesi, en azından infaz düzenlemesinde eşit davranılması, uygun olacaktır. Bununla ilgili daha önce paylaştığımız basın bildirisine atıf yapmakla yetiniyoruz: https://hapishanehaberleri.wordpress.com/2020/03/27/infaz-duzenlemesi-basin-duyurusu/

[2] Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Haklarına Dar Sözleşme (madde 3), çocuğun yüksek yararının gözetilmesini taraf devletlerin bir yükümlülüğü haline getirmektedir.

[3] Bkz: “Hapishanelerde İfade Özgürlüğü” kitabı, Berivan E. Korkut ve Hilal Başak Demirbaş (cisst.org.tr)

[4] BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (madde 6), taraf devletlere çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterme yükümlülüğü vermiştir.

[5] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin yaşam hakkına ilişkin yükümlülüklerini pozitif ve negatif olarak ayırmakta ve pozitif yükümlülük olarak taraf devletlerin kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik uygun önlemler alması gerektiği vurgusunu yapar. (https://www.echr.coe.int/Documents/FS_Life_TUR.pdf)

Paylaş

1 Nisan 2020