14.07.2026 Tarihinde TBMM Başkanlığına Sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin İnfaz Düzenlemelerini İlgilendiren Maddeleri Hakkındaki Görüşümüz

GİRİŞ

Bu görüş metni, 14.07.2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan ve 16.07.2026 tarihinde görüşülmesi planlanan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (“Kanun Teklifi”) kapsamında, çocukların hapsedilme koşullarını doğrudan ilgilendiren düzenlemeler hakkında milletvekillerini ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır.

Teklifte yer alan hemen her madde, çocuk ceza adaletinin ne yazık ki rutin bir parçası hâline gelen hapsedilme pratiğini etkilemektedir. Bununla birlikte bu bilgi notu, yalnızca cezanın infazını ve infaz koşullarını doğrudan etkileyecek düzenlemelerin değerlendirilmesiyle sınırlıdır. Çocuk hakları ve onarıcı adalet anlayışı bakımından yaşanabilecek geriye gidişleri önleme amacı taşıyan bu metin, Kanun Teklifi’ndeki düzenlemelerle sınırlı olmakla birlikte, burada yürütülen tartışmaların genişletilmesi ve bütüncül bir çocuk hakları politikasının oluşturulması her zaman gerekli ve önemlidir.

ARKA PLAN

Kamuoyunda 10. Yargı Paketi olarak da anılan ve çocuk ceza adaletinde yaptırımların daha cezalandırıcı bir nitelik kazanmasını öngören düzenlemeler, 2025 yılında TBMM Adalet Komisyonu’nun gündemine getirilmiştir. Ancak kapsayıcı bir çocuk koruma politikasının gerekliliği kabul edilerek, Kasım 2025’te Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin Tüm Boyutlarıyla İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmalar Geliştirilmesi ile Çocukların Toplumsal Yaşama Etkin Katılımlarının Sağlanması İçin Yapılması Gerekenlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (“Meclis Araştırması Komisyonu”) oluşturulmuştur.

Meclis Araştırması Komisyonu bünyesinde yürütülen tartışmalar, alınan uzman görüşleri ve gerçekleştirilen saha çalışmaları ile çocuk ceza adaleti, uzun bir aradan sonra TBMM’de görece geniş kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır. Buna karşın, bugün Adalet Komisyonu’nun gündemine getirilen Kanun Teklifi, 10. Yargı Paketi kapsamında daha önce tartışılan düzenlemelerden de daha ağır sonuçlar doğurabilecek düzenlemeler içermektedir.

Etkin bir çocuk koruma politikasına sahip modern hukuk sistemlerinde çocukların korunması; mağduru, tanığı ya da faili oldukları suçlar nedeniyle cezalandırılmalarıyla değil, bu suçların ortaya çıkmasının önlenmesiyle başlar. Sivil toplum örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının kamuoyunu ve yasa koyucuyu bilgilendirmeye yönelik çalışmaları ile Meclis Araştırması Komisyonu’nda yürütülen kapsamlı tartışmalara rağmen, Adalet Komisyonu’na sunulan bu teklifin çocuk hakları odaklı, kapsayıcı bir yaklaşım benimsediğini söylemek mümkün değildir.

KANUN TEKLİFİNİN İNFAZ SİSTEMİNİ DOĞRUDAN İLGİLENDİREN MADDELERİ

A. GENEL GEREKÇEYE İLİŞKİN

Genel gerekçede, çocukların suçla ilişkilenmesine yol açan nedenler arasında bireysel faktörler ön plana çıkarılmakla birlikte sosyal, ekonomik ve çevresel risklere de değinilmektedir. Ancak yine de suç tekrarının önlenmesi ve çocukların toplumsal yaşama yeniden kazandırılması için çözüm olarak “infaz sisteminin etkinliğinin artırılması” gösterilmektedir.

Bu kapsamda öngörülen değişiklikler ise;

  • Çocukların daha ağır tecrit koşullarına maruz kalmasına neden olabilecek kapalı çocuk hapishanelerinde tutulma sürecinin temel uygulama haline getirilmesi,
  • Hâlihazırda yetişkin infaz sistemindeki uygulaması ciddi biçimde tartışılan, insan hakları bakımından önemli eleştirilere konu olan idare ve gözlem kurullarının yetki ve etkinliğinin artırılmasıdır.

Hapsedilme pratiğini doğrudan etkileyen bu değişikliklerin yanı sıra Kanun Teklifi;

  • Çocuklar hakkında öngörülen cezaların alt ve üst sınırlarının artırılmasını,
  • Yetişkin ceza adaletinde uygulanan tekerrür hükümlerinin çocuklar bakımından da uygulanmasını,
  • Hâkime tanınan takdir yetkisi yoluyla çocukların yaş küçüklüğüne ilişkin temel güvencelerden uzaklaşılmasını

Amaçlamaktadır.

Oysa modern adalet sistemlerinde ağır infaz şartları, yerlerini kişileri suç ortamından uzaklaştıracak onarıcı programlara bırakmıştır. Suç oranlarının görece düşük olduğu ülkelerde de benzer şekilde, toplumsal güvenliğin ağır infaz rejimleriyle değil, güçlü sosyal politikalarla sağlandığı görülmektedir.

Çocukların hapsedilmesinin çocuk suçluluğunu önlemediği hem uluslararası insan hakları belgelerinde hem de uygulamaya ilişkin saha deneyimlerinde ortaya konulan temel bir gerçektir. 

Buna rağmen Kanun Teklifi, çocuk koruma sistemini güçlendirmek yerine cezalandırıcı infaz anlayışını daha da etkili hale getirmektedir.

B. CEZA KANUNUNA GETİRİLEN VE ÇOCUKLARIN HAPSEDİLME SÜRELERİNİ UZATAN DÜZENLEMELERE İLİŞKİN (Madde 2 ve 3)

Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinde yer alan yaş küçüklüğü kurumu, ceza sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Bu düzenleme, çocuğun gerçekleştirdiği fiilin hukuki sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine ilişkin bilimsel değerlendirmelere dayanmakta olup yalnızca hukuki değil, aynı zamanda psikolojik ve gelişimsel bir incelemeyi de gerektirmektedir. Bu nedenle çocukluk dönemi, bilimsel veriler esas alınarak üç ayrı yaş grubuna ayrılmıştır.

Mevcut düzenlemede öngörülen asgari ceza sorumluluğu yaşı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi tarafından Türkiye’ye yönelik tavsiye kararlarında eleştirilmiş ve bu yaşın 12’den 14’e yükseltilmesi önerilmiştir. Buna karşın Kanun Teklifi ile yaş küçüklüğüne bağlı ceza indirimleri, belirli suçlar bakımından hâkimin takdirine bırakılmakta; hatta 15-18 yaş grubundaki çocuklar yönünden tamamen ortadan kaldırılabilmektedir.

Oysa yaş küçüklüğü, ceza sorumluluğunun belirlenmesinde bilimsel verilere dayanan temel bir kurumdur. Bu kurumun kapsamının hâkimin takdirine bırakılması, çocuk ceza adaletinde belirsizlik yaratacak; kamuoyu baskısına göre farklılaşabilen uygulamaların önünü açabilecek ve bilimsel temelden uzaklaşılması nedeniyle hukuki öngörülebilirliği zayıflatacaktır.

Ceza hukukunda hâkimin takdir yetkisi esas olarak cezanın alt ve üst sınırları ile takdiri indirim nedenleri bakımından kullanılmaktadır. Kanun Teklifinde benimsenen yöntem ise başka hiçbir şüpheli veya sanık grubu için öngörülmeyen biçimde çocukların yaş küçüklüğünden kaynaklanan temel güvencelerini hâkimin takdirine bırakıp cezanın artırılması sonucuna ulaşmaktadır. Bu yaklaşım, çocuk ceza adaletinin yetişkin sisteminden daha onarıcı olması gerektiği yönündeki evrensel ilkeyle bağdaşmamakta; aksine daha cezalandırıcı ve keyfî uygulamalara zemin hazırlamaktadır.

Suçta tekerrüre ilişkin teklif edilen düzenleme de çocukların daha uzun sürelerle hapsedilmesini amaçlamaktadır. Oysa çocuklarda suç tekrarının önlenmesinde daha uzun süreli hapis cezalarına ilişkin kapsamlı ve pozitif veriler bulunmamaktadır. Mahpus nüfusunun her yıl arttığı mevcut tabloda, çocukların daha uzun süre özgürlüklerinden yoksun bırakılması suçla mücadele bakımından etkili bir yöntem olarak değerlendirilemez. Çocuk koruma sisteminin temel amacı, cezaları ağırlaştırmak değil; suçun tekrarını önleyecek sosyal ve onarıcı mekanizmaları güçlendirmektir.

C. İNFAZ KANUNUNA GETİRİLEN DÜZENLEMELERE İLİŞKİN (Madde 6, 7 ve 8)

Mevcut infaz sisteminde tutuklu yargılanan çocuklar kapalı çocuk hapishanelerinde tutulmakta; hükmü kesinleşen çocuklar ise çocuk eğitimevlerine gönderilmektedir. Çocuk eğitimevlerine kıyasla çok daha ağır tutulma koşullarına sahip olan kapalı çocuk hapishaneleri, mevcut infaz sisteminin onarıcı adalet anlayışından en uzak unsurlarından biridir.

Bununla birlikte uygulamada, tutuklu çocuk sayısı uzun yıllardır hükümlü çocuk sayısından fazladır. Ayrıca disiplin cezaları nedeniyle çocuk eğitimevlerinden kapalı hapishanelere nakledilen hükümlü çocukların sayısı da azımsanmayacak düzeydedir. Dolayısıyla mevcut sistemde dahi çocukların önemli bir kısmı ağır infaz koşullarına maruz kalmaktadır.

Bu nedenle yapılması gereken, çocukların kapalı infaz kurumlarında tutulmasını azaltacak mekanizmalar geliştirmek iken Kanun Teklifi tam tersine bir yaklaşım benimsemektedir. Teklif ile hükümlü çocukların da kapalı hapishanelerde tutulması; açık infaz kurumu niteliğindeki çocuk eğitimevlerine geçişlerinin ise yetişkin infaz sisteminde uygulanan “iyi hâl” değerlendirmesine bağlanması öngörülmektedir.

Oysa yetişkin infaz sisteminde dahi yoğun biçimde eleştirilen iyi hâl değerlendirmesi ile idare ve gözlem kurullarının geniş takdir yetkileri, adalete erişim imkânları zaten sınırlı olan çocuk mahpuslar bakımından çok daha ciddi hak ihlallerine yol açma riski taşımaktadır.

Kanun Teklifi, Adalet Bakanlığının gözetim ve denetimi altında bulunan bir çocuğun tutum ve davranışlarına ilişkin sorumluluğu yalnızca çocuğa yüklemektedir. Böylece çocuğun gelişimsel ihtiyaçları, psikososyal destek, eğitim olanakları ve kurumsal sorumluluklar göz ardı edilmektedir.

Diğer yandan hem çocuk hapishanelerinin hem de idare ve gözlem kurullarının çocuk hakları temelinde etkili ve bağımsız bir denetime tabi olmaması; keyfî uygulamaların, ayrımcılığın ve hak ihlallerinin artmasına zemin hazırlayacaktır.

Bugünkü infaz sistemi, çocukları psikososyal destek mekanizmalarıyla güçlendirmek yerine denetim ve yaptırım eksenli bir anlayış içindedir. Bunun en somut göstergelerinden biri de çocuk hapishanelerindeki uzman personel sayısı ile güvenlik personeli sayısı arasındaki belirgin dengesizliktir.

Kanun Teklifi ayrıca çocuk mahpusların koşullu salıverilme sürelerini suç tipine göre farklılaştırarak uzatmayı hedeflemektedir. Böylece bazı çocukların özgürlüklerinden daha uzun süre yoksun bırakılması öngörülmekte; çocuk adalet sisteminin bireyselleştirme ve onarıcı adalet ilkelerinden daha da uzaklaşılmaktadır.

SONUÇ YERİNE;

Kanun Teklifiyle ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri, çocukluk kavramının hukuki sınırlarının belirsizleştirilmesidir. Suç tiplerine ve yaş gruplarına göre getirilen farklı düzenlemeler, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin benimsediği ve on sekiz yaşına kadar herkesi çocuk kabul eden yaklaşımı zayıflatma riski taşımaktadır.

Çocukluk statüsünün bu şekilde muğlaklaştırılması yalnızca çocuk ceza adaletini değil; çocuk işçiliği, çocuk istismarı ve çocukların korunmasına ilişkin diğer hukuki alanları da olumsuz etkileyebilecek bir zemin oluşturacaktır. Bu nedenle yaş küçüklüğüne ilişkin yürütülen tartışmaların yalnızca ceza hukuku perspektifinden değil, bütüncül çocuk hakları yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Hapishaneler, toplumun görmezden gelmeye en kolay razı olduğu alanlardan biridir. Oysa toplumun güvenliği, suçun önlenmesi ve mağdurların korunması bakımından esas değerlendirilmesi gereken husus, infazın ne kadar ağır olduğu değil; amacına ulaşıp ulaşmadığıdır. Başka bir ifadeyle, infaz sisteminin onarıcı adalet hedeflerine ne ölçüde hizmet ettiği sorgulanmalıdır.

Bu metinde sınırlı olarak ele alınan Kanun Teklifi, çocukların suçu tekrar etmelerini önlemeye yönelik etkili mekanizmalar geliştirmemekte; aksine hapis cezası ile karşı karşıya bulunan veya hâlihazırda hapishanede bulunan çocukları çocuk koruma sisteminin daha da dışına itmektedir. Ayrıca yetişkin infaz sisteminde sınırlı da olsa mevcut bulunan onarıcı uygulamaların çocuklar bakımından da zayıflatılması sonucunu doğurmaktadır.

Çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına ilişkin böylesine önemli ve istisnai bir alanda, uluslararası çocuk hakları standartlarının gerisine düşen düzenlemelerin önerilmesi çocuk hakları bakımından açık bir gerileme niteliğindedir.

Çözümü çocukların daha uzun sürelerle hapsedilmesinde aramak, çocuk hapishanelerinin mevcut gerçekliğini göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Oysa çocuk hakları temelinde bağımsız izleme mekanizmalarının bulunmaması ve çocuk mahpusların etkili başvuru yollarına erişimde yaşadıkları güçlükler, çocuk hapishanelerindeki gerçek koşulların görünür olmasını da engellemektedir. Bu da çocuk hapishanelerinin niçin onarıcı adalete hizmet edemeyeceğini konuşmak üzere mevcut gerçekliği, güçlü ispat araçlarına dönüştürememe sonucunu doğurmaktadır.

Bu yönüyle Adalet Komisyonu’na sunulan Kanun Teklifi, 2025 yılında 10. Yargı Paketi kapsamından çıkarılan düzenlemelerden daha ağır ve çocuk hakları bakımından daha sorunlu sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Çözümü cezanın ağırlaştırılmasında ve tecrit uygulamalarının yaygınlaştırılmasında aramak; çocuğa yönelik şiddetin, toplumsal şiddetin, yoksulluğun, dışlanmanın ve akran zorbalığının temel nedenlerini göz ardı etmek anlamına gelmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Adalet Komisyonu’nda görüşülen Kanun Teklifinin çocuk hakları temelli bir yaklaşım benimsemediğinin ortaya konması ve çocuk haklarında gerilemeye yol açacak bu düzenlemelerden vazgeçilmesi gerekmektedir.

Facebook
Twitter
WhatsApp
Email

Sitede Arayın