Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusun derneğimizle paylaştığı adalet sistemi, hapiste çalışma ve rehabilitasyon üzerine düşünceleri…
“Size objektif bir bakış açısıyla gözlemlediklerimi yazacağım. Türkiye’deki suç işleme oranını nasıl önleyebiliriz ya da nasıl düşürebiliriz. Türkiye’deki cezaevinde 240 bine yakın hükümlü ve tutuklu var. Ayrıca Yargıtay ve istinaf mahkemelerindeki hapis cezası almış onay bekleyen dosya sayısı 600 bine yaklaşmış durumda. Türkiye’nin genel durumuna baktığımızda her 7 veya 8 kişiden biri sabıkalı. Buna eski sabıkalılar da dâhil edildiğinde durum daha da kötüleşiyor. 80 milyonluk nüfusa sahip bir ülkede bu kadar çok suça bulaşmış vatandaşın olması çok vahim bir durum. Gelişmiş ülkelerde bizimki gibi vahim bir tablo göremezsiniz. Örneğin: Almanya 82 milyon nüfusa sahip fakat bizim kadar mahkûm sayısı yok. Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak bu vahim tabloyu nasıl çözmesi veya nasıl ele alması gerekiyor. Bu konuları sadece afla veya kanun değişikleriyle çözemediğine göre önce insan hangi şartlarda suç işler hangi şartlarda suça bulaşır veya işlediği suçun cezasını önceden biliyor muydu?
Türkiye genelinde suç işleme genellikle ekonomik nedenlerdir. Mesela mafyalık yapıyor; neden, para için. Hırsız neden para için. Uyuşturucu satıyor neden para için. Bir de işin içine eğitimsizlik girdiyse suç işlemeye meyilli olan insanlar geleceklerini karanlık bir yola sevk etmiş olurlar. Türkiye’de bu durum böyle devam ettiği sürece suç işleme oranları daha da artacaktır. Bu tür konuların önüne yeni cezaevleri yapmakla veya cezaları arttırmakla geçilmez. İnsanlar işleyeceği suçun cezasını önceden bilseydi belki de o suçu işlemekten vazgeçecekti. 80 milyonluk ülkede hukukçular hariç kaç kişi hukuku biliyor? İnsanlar suç işlemeden önce onlara ikinci kez düşünme fırsatı verilmeli. Bir taraftan şeytani düşüncelere kapılırken öte yandan meleki düşünceleri olmalı. Bu meleki düşünceleri eğitimle ve doğru sosyal projelerle vermek mümkündür. Yeni cezaevleri için yaptıkları harcamaların 3’te 1’ ini doğru eğitim ve sosyal projeler için harcadıkları takdirde daha somut neticeler elde ederler ve kısa zamanda suç işleme oranları da düşecektir. Suç işleme potansiyeli düşük insanlara devlet sosyal projeler aracılığı ile yardım etse suçtan uzaklaştırıp yeni bir hayat kurmalarına yardımcı olabilir.
Türkiye’deki cezaevlerinin suç teknikleri öğrenme yerinden çıkarılıp ıslah evlerine çevrilmesi daha iyi olur. Adalet bakanlığı tarafından yürütülen bazı sosyal projeler var. Mesela İngilizce kursu, bilgisayara kursu, arıcılık, tekstil kursu ve atölyesi gibi ama mahkûmlar buraya sadece zaman geçsin değişiklik olsun diye gidiyorlar ve cezaevinden çıktıktan sonra tekstil kursu hariç diğer kursların bir meslek getirisi yok. Adalet Bakanlığının kendine şu soruyu sorması lazım: İnsanlar neden ve ne için suç işliyor? Bu sorunun sosyolojik ve psikolojik verileri olduğu gibi asıl sorun eğitimsizlik ve ekonomik nedenlerdir. Şimdi genel anlamda bu konuya baktığımızda sorunların temel noktası ceza infaz kurumlarından başlıyor ve tabii ki onları yanlış yöneten Adalet Bakanlığından.
Hükümlü mahkûm belirli bir süre kapalı cezaevinde kaldıktan sonra kalan cezasını açık cezaevinde infaz etmek için nakil oluyor fakat açık cezaevinde kalıcı meslek işleri az olduğundan dolayı tahliyelerinden bir süre sonra sivil hayatlarına adapte olamıyorlar. Ve boş zamanları çok olduğundan ekonomik yetersizlik nedeniyle tekrar suç işliyorlar. Açık cezaevlerinde mahkûmlar ortalama 100 tl ile 300 tl arasında çalıştırılıyor bazılarının sigortası var ama birçoğu sigortasız çalıştırılıyor. Ve bu kurumlar devletin kurumları! Devlet özel sektöre; sigortasız işçi çalıştırma yoksa ceza yazarım, diyor fakat kendi kurumlarında binlerce mahkûmun emeklilik sigortası ödenmiyor. Bu mahkûmların zaten çoğunluğu ekonomik nedenlerle cezaevinde olmalarından dolayı burada 100 tl ile 300 tl arasında sigortasız çalışmaları da trajikomik bir hal alıyor. Örneğin; bir mahkûm evliyse, çocukları varsa ve ev kiraysa, çocuklar okula gidiyorsa, babanın aylık aldığı maaş 100 tl ile 300 tl arası, sigortası yoksa bu durumda ailesine maddi destek sağlaması imkânsız olur. Mahkûmlar 3 veya 5 yıl açık cezaevinde kaldıktan sonra tahliye oluyorlar fakat yoksulluk nedeniyle iş bulmak isteseler bile sabıkalı olduklarından dolayı devamlı bir iş bulmaları imkânsız, tıpkı diğer mahkûmlar gibi. Ve tahliye olurken kalıcı bir mesleği olmadığından yine ekonomik sıkıntılar çekiyor ve tahliye sonrası zaten birçok psikolojik sorunla baş başayken bir de ekonomik sıkıntı çekince psikolojik olarak daha kötü etkileniyor. Ve bu durumda eski mahkûm kendine yine en kolay gelen yolu seçip ekonomik sıkıntılar nedeniyle belki her şeyi düzeltebilirim diyerek tekrar suç işliyor. Mahkûmun tekrar cezaevine girmesiyle birlikte ailevi sorunlar artmakta ve birçok boşanma bu yüzden olmaktadır. Bu durum mahkûmların hayata küsmesine sebep oluyor. Mahkûmların çocuklarıysa özellikle küçük yaşta olanlar bu durumdan olukça etkileniyor ve hayatlarının büyük bir kısmı anne veya babalarını cezaevinde ziyaret etmekle geçiyor. Ve bu ortamda büyüyorlar çocuklar bu durumu normalleştiriyorlar. Bazen de anne ve babalarını kendilerine örnek alarak onlar da küçük yaşta suç işlemeye başlıyorlar. Ekonomik nedenleri dünyanın hiçbir yerinde tamamen önlemek mümkün değil fakat azaltmak için önlemler alınabilir. Aylık 300 tl mahkûmun temel ihtiyaçlarını karşılamak için verilmeli ve 500 tl her ay mahkûmun hesabında tahliye olana kadar birikmeli ve mahkuma tahliye esnasında birikmiş parası verilmeli ki yeni bir hayat kurabilsin kendine. Yani buradaki gaye mahkûmların açık cezaevlerinden tahliye olduktan sonra sabıkalı olduğundan dolayı aile birliği ekonomik sebeplerden dolayı bozulmadan yeni bir iş bulana kadar sivil hayatlarına devam edebilmeleri.
Örnek; devlet yani hükümet, özel sektör firmalarına ihale veriyor, böyle projeler var. Bu projelerde açık cezaevindeki mahkûmlar bütün sosyal güvenceleri dâhilinde makul ücretlere çalıştırılabilir. Ayrıca özel sektördeki eleman eksikliği de bu şekilde giderilmiş olur. Tahliye olduktan sonra ayda en az bir kere denetim memuru değil de bir psikolog denetlemesi gerekiyor. Psikologa sıkıntılarını anlatabilmeli ve bu sıkıntıları giderebilmek için çalışmaları lazım. İnsanlara balık yemeyi değil önce balık tutmayı öğretmek lazım. Ben 12 senedir cezaevindeyim çeşitli insanlarla tanıştım ve hepsinin hayat hikâyesini dinledim. Hepsinin ortak noktası eğitimsizlik, meslek olmaması, parçalanmış aile yapıları…
Kapalı cezaevlerinde 3-5 aylık birçok kurs düzenlenmektedir. Bu kurslar kalıcı bir meslek olmadığından dolayı mahkûmlar açısından sadece koğuştan çıkmak ve başka mahkûmlarla tanışmaktan başka bir şey ifade etmiyor. 1700 kişilik bir cezaevinde sadece 20 ile 120 arası mahkûm bu tür atölyelerden faydalanıyor ve maaş ücreti çok az ve sadece sağlık sigortası ödenirken emeklilik sigortaları ödenmiyor. Meslek atölyelerinin kapalı cezaevinde çok daha fazla olması gerekiyor çünkü kalıcı meslek grupları çok önemli. Adalet Bakanlığı, iş bulma kurumuyla ortak bir çalışma yürüterek iş bulma kurumunun hangi meslek gruplarında daha çok eleman ihtiyacının olduğunu bilerek bu yönde bir çalışma yapabilir. İş kurumunun bu yöndeki açığını kapatabilmek için cezaevlerinde mesleki eğitimler düzenleyerek mahkûmların tahliyesinden sonra iş bulma kurumuyla ortak çalışarak kalifiye eleman olarak bu mesleki işlerde çalıştırmaları gerekiyor. Böylece iş kurumu açığını kapatırken mahkûmlar da tahliye sonrası hemen iş bulma imkânına sahip olarak ve yeni iş yerinde çalışarak kendini rehabilite etmiş olacak. Adalet sisteminin bu konuyu çok acilen deşmesi gerekiyor. Türkiye eyalet sistemiyle yönetiliyor gibi her il veya bölge mahkemeleri konuları farklı yorumluyorlar.”





