Çocuk Adalet Sisteminde Dönüşüm İçin Politika Önerileri

ÇOCUK ADALET SİSTEMİNDE DÖNÜŞÜM İÇİN POLİTİKA ÖNERİLERİ1

Önleme, Koruma ve Toplumla Yeniden Bütünleşme Temelli Yaklaşım

Sorunun Tanımı

Türkiye’de çocuk adalet sistemi, önemli yasal güvenceler içermesine rağmen uygulamada koruma ve önleme odaklı yapısından uzaklaşmakta, çocukların adli sisteme girişleri ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları artmaktadır. Mevcut durumda önleyici mekanizmalar yetersiz, kurumlar arası koordinasyon sınırlı, tutuklama ve kapalı kuruma kapatma uygulamaları yaygın ve tahliye sonrası destek mekanizmaları zayıftır. Bu, çocuk koruma sistemi içerisinde ele alınması gereken çocuğa özgü adalet sisteminin, çocuk koruma ve çocuk güvenliği perspektifinden uzaklaşmasına ve kopmasına neden olmaktadır.

Politika Önerileri

Kısa Vadeli (0–12 Ay) – DERHAL

  1. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı tarafından, Çocuk Koruma Kanunu’nun 6 ve 31/2. maddeleri ile Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 16/6. maddesi uyarınca, suça sürüklenen ve korunma ihtiyacı olan çocukların kolluk görevlilerince Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirilmesine ilişkin yükümlülüğün tüm hallerde zorunlu olarak uygulanması sağlanmalı; kapsamı genişletilmeli, denetime tabi tutulmalı, standartlaştırılmış genelgeler ve uygulama talimatları ile etkin şekilde işletilmeli ve bu suretle risk altındaki çocuklara yönelik erken müdahale mekanizmaları güçlendirilmelidir.
  2. Etkin bir soruşturma süreci yürütülebilmesi ve çocuğun ihtiyaç duyduğu tedbirlerin gecikmeksizin alınabilmesi amacıyla sosyal inceleme raporları yargılamanın sonunu beklemeden, soruşturma aşamasında hazırlanmalı; çocuk koruma sistemi derhal işletilmeli ve çocuğun ihtiyaç duyduğu tedbirlerin gecikmeksizin alınması sağlanmalıdır. Sosyal inceleme raporu, çocukla ilgili tüm karar süreçlerinde esas alınmalıdır.
  3. Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen çocuklar bakımından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirim zorunlu hale getirilmeli, çocuk koruma sistemi devreye sokulmalı ve süreç etkin biçimde izlenmelidir.
  4. Adalet Bakanlığı tarafından uygulama birliği genelgeleri ve hizmet içi eğitimler yoluyla adli sürece dahil olan her çocuk için kapsamlı, nitelikli ve bireyselleştirilmiş sosyal inceleme raporu hazırlanması zorunlu hale getirilerek yargı kararlarının çocuğun ihtiyaçlarına uygun şekilde verilmesi sağlanmalıdır.
  5. Adalet Bakanlığı, barolar ve çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum örgütleri tarafından geliştirilecek standart ve çocuk dostu bilgilendirme materyalleri aracılığıyla çocukların adli süreçlere ilişkin hakları ve süreçler hakkında anlayabilecekleri dilde bilgilendirilmeleri sağlanarak sürece etkin katılımları desteklenmelidir.
  6. Adalet Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülecek zorunlu hizmet içi eğitim programları ile çocuklarla çalışan tüm meslek elemanlarının çocuk psikolojisi, travma ve kriz yönetimi konularında uzmanlaşması sağlanmalı ve bu eğitimler düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.
  7. Soruşturma evresinde suça sürüklenen çocuklara yönelik özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlere ilişkin kararların, Sulh Ceza Hâkimliklerinin yetkisinden alınarak çocuklara özgü uzmanlaşmış hâkimlikler tarafından verilmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalı ve çocuk merkezli uygulamaya derhal geçilmelidir. 
  8. Çocukların bulundukları tüm ceza infaz kurumlarında, ilgili bakanlıkların çocukların yeniden suçla ilişkilenmelerini önleyici nitelikteki çalışmalarını eşgüdümlü bir şekilde sürdürebilmeleri amacıyla, Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) benzeri bir koordinasyon birimi oluşturulmalıdır.
  9. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılan çocukların bulunduğu kurumlara yönelik düzenli ve habersiz izleme ziyaretleri gerçekleştirilmeli; uluslararası çocuk hakları standartlarıyla uyumlu göstergeler temelinde hazırlanan raporlar gecikmeksizin kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bunun yanı sıra çocukların tutulduğu kurumlar, multidisipliner yaklaşımla sivil toplum ve meslek örgütleri tarafından yürütülecek bağımsız izleme süreçlerine açılmalıdır.
  10. Çocukların karşılaşabilecekleri hak ihlallerine karşı etkili kanun yollarına erişebilmeleri için çocukların bulunduğu ceza infaz kurumlarında baroların adli yardım bürolarına erişimleri sağlanmalıdır.
  11. Adalet Bakanlığı ve TÜİK tarafından veri sistemleri revize edilerek çocuk adalet sistemine ilişkin verilerin yaş, cinsiyet ve suç türü bazında ayrıştırılmış şekilde düzenli ve birbirleri ile uyumlu olarak üretilmesi ve ve karşılaştırılabilir şekilde üretilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması sağlanmalıdır.
  12. Uzun süren yargılamaların çocuklar açısından fiili bir cezalandırma aracına dönüşmemesi için tutuklulukta geçen süreye ilişkin yasal sınır, yalnızca ilk derece yargılaması ile sınırlı olmayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreyi kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Orta Vadeli (1–3 Yıl)

  1. Dezavantajlı ve riskli bölgelerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle koruyucu ve önleyici hizmetler sunan toplum merkezleri açılmalıdır.
  2. Yerel yönetimler, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde, risk altındaki çocuklara yönelik önleyici ve güçlendirici hizmetleri yaygınlaştırmak amacıyla öncelikli olarak dezavantajlı mahallelerde toplum temelli ve çok paydaşlı destek merkezleri kurulmalıdır. Bu merkezler aracılığıyla düzenli psikososyal destek, eğitim ve yönlendirme hizmetleri sunulmalı; hizmetlere erişimde eşitliği sağlamak üzere kapsayıcılık kriterleri belirlenmeli ve programların etkisi düzenli izleme ve değerlendirme mekanizmaları ile raporlanmalıdır.
  3. Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle okullarda sosyal hizmet birimleri kurulmalı; çocukların risk durumları erken aşamada tespit edilerek gerekli koruyucu ve destekleyici mekanizmalar devreye sokulmalıdır.
  4. Adalet Bakanlığı tarafından tüm adliyelerde çocuklara uygun alanlar oluşturulmalı ve Çocuk Adalet Merkezleri yaygınlaştırılarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğinde çocukların adli süreçlere etkin katılımı sağlanmalı ve ikincil mağduriyetler azaltılmalıdır.
  5. Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle, suça sürüklenen çocuklar bakımından özgür iradeye dayalı, bilgilendirilmiş onam içeren ve yargısal denetime tabi diversiyon (yargı dışı çözüm) mekanizmaları oluşturulmalı; çocukların kovuşturma aşamasına geçmeden adli sistem dışına çıkarılarak koruyucu ve destekleyici hizmetlere yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Bu süreçler özgürlükten yoksun bırakıcı tedbirleri içermemelidir.
  6. Dönüştürücü adalet yaklaşımı doğrultusunda, mahkûmiyet durumlarında hapis cezasına alternatif toplum temelli tedbirler geliştirilerek çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılması en aza indirilmeli ve destek temelli yaklaşımlar güçlendirilmelidir.
  7. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve İŞKUR başta olmak üzere ilgili tüm kurumların iş birliğiyle tahliye sonrası çocuklara yönelik eğitim, istihdam, psikososyal destek, sosyal yardım ve barınma programları oluşturulmalıdır.
  8. Adalet Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında kurulacak veri paylaşım mekanizmaları ile kurumlararası koordinasyon güçlendirilerek çocuklara yönelik hizmetlerin bütüncül şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır.
  9. Adalet Bakanlığı tarafından, Çocuk Koruma Kanunu’nun 25. maddesinde öngörülen “çocuk mahkemelerinin her il merkezinde kurulması” yükümlülüğü doğrultusunda, çocuk mahkemelerinin sayısı ülke genelinde artırılmalı ve halihazırda yalnızca 46 ilde mevcut olduğu gözetilerek tüm illerde kurulması ivedilikle sağlanmalıdır. Bu suretle suça sürüklenen tüm çocukların çocuklara özgü uzmanlaşmış yargılama sistemine eşit ve etkin erişimi güvence altına alınmalıdır.

Uzun Vadeli (3+ Yıl)

  1. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılacak yasal düzenlemelerle ceza sorumluluğu yaşı çocukların gelişimsel özellikleri ve uluslararası standartlar dikkate alınarak yükseltilmeli ve çocukların adli sistem dışında korunması sağlanmalıdır.
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Adalet Bakanlığı tarafından çocuklara özgü adalet sistemi, yetişkin adalet sisteminden ayrıştırılarak yeniden yapılandırılmalı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile birlikte çocuk merkezli yaklaşım kurumsallaştırılmalıdır.
  3. Adalet Bakanlığı tarafından kapalı çocuk ceza infaz kurumlarının kullanımının azaltılması hedefi doğrultusunda daha küçük ölçekli eğitimevlerinin sayısı artırılmalı; bu kurumlar tutuklu-hükümlü ayrımı gözetmeksizin özgürlüğünden yoksun bırakılan tüm çocuklar için bütüncül bir model olarak yeniden yapılandırılmalı ve ceza infaz kurumu kampüsleri dışına çıkarılmalıdır. Eğitimevleri ve kapalı kurumlar, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın aktif dahil olduğu çok disiplinli bir modele dönüştürülerek yaygınlaştırılmalıdır.
  4. Kız çocukları, engelli çocuklar, öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar, ruh sağlığı sorunları bulunan çocuklar ve yoksulluk içinde yaşayan çocukların adalet sistemi içinde kesişimsel dezavantajlarla karşı karşıya kalabildiği dikkate alınmalıdır. Özellikle kız çocuklarının, erkekler için tasarlanmış kurumsal yapılar içinde görünmez hale geldiği; hijyen, gebelik, ruh sağlığı, travma, aileye dönüş ve tahliye sonrası kabul gibi alanlarda özgül ihtiyaçlarının karşılanamadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle mevzuat ve politika tasarımı, biçimsel eşitlikle sınırlı kalmayan; çeşitli ihtiyaçları tanıyan ve bu ihtiyaçlara uygun özel tedbirler geliştiren kapsayıcı bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır.
  5. Kapalı kurum modeli istisnai hale getirilmeli; infaz sistemi, çocukların gelişimini destekleyen rehabilitasyon ve toplumla yeniden bütünleşme/entegrasyon odaklı bir yapıya dönüştürülmelidir.
  6. Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kız çocukları ve diğer kırılgan grupların ihtiyaçlarını gözeten özel politika ve programlar geliştirilerek bu grupların hizmetlere eşit erişimi sağlanmalıdır.
  7. Çocuk adalet sisteminde caydırıcılık temelli yaklaşımlar yerine bilimsel veriye dayalı, hak temelli ve çocuk odaklı politikalar benimsenmeli; sistem, çocuk koruma perspektifi içinde tüm aktörler (kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, vb.) arasındaki koordinasyonu güçlendirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Kaçınılması Gereken Düzenlemeler ve Gerekçeleri

1. Çocuklar bakımından kelepçe yasağını aşındıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuklar açısından kelepçe kullanımı kanunen yasaklanmış bir müdahaledir. Yakalanma anından başlayarak kelepçe kullanımının yaygınlaşması, çocuğun suçlu kimliğiyle damgalanmasına, korku ve utanma duygusunun derinleşmesine, mahremiyetinin ihlal edilmesine, adli sürecin travmatik etkisinin artmasına ve çocuk dostu adalet yaklaşımının zayıflamasına yol açmaktadır. Çocuğun henüz adli sürecin başında fiziksel kontrol nesnesi haline getirilmesi, adalet sistemine güven duygusunu zedelemekte ve çocuğun sürece katılımını güçleştirmekte; çocukta telafisi güç olan fiziksel ve ruhsal hasarlar bırakmaktadır. Bu nedenle kelepçe yasağını daraltan değil, hukuka aykırı şekilde kullanımına neden olan ihtiyaçlara odaklanılmalı, hukuka aykırı kullanımın kayıt altına alındığı ve denetlendiği bir yaklaşım benimsenmelidir.

2. Çocukların kollukta sorgulanmasının genişletilmesine yönelik düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuk adalet sisteminde çocuğun kollukta tutulma süresinin uzatılması veya ifade alma süreçlerinin kolluk merkezli hale getirilmesi, adil yargılanma hakkı bakımından ciddi riskler doğurmaktadır. Oysa çocuk savcısı kurumu, çocuğun adli süreçte özel güvencelerle korunmasını sağlamak üzere öngörülmüş temel bir mekanizmadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Koruma Kanunu’nun temel ilkeleri gereği, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılması son çare olmalı ve en kısa süreyle sınırlı tutulmalıdır; bu nedenle çocuk derhal savcılığa sevk edilmelidir.

Çocuk Koruma Kanunu’nun 7. ve 30. maddeleri uyarınca çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısının yükümlülüğü yalnızca soruşturmayı yürütmekle sınırlı değildir. Savcı, gecikmeksizin gerekli koruyucu ve destekleyici tedbirleri almak, ilgili destek hizmetlerinin sağlanmasını temin etmek ve çocuğun korunma ihtiyacını bütüncül biçimde değerlendirmekle yükümlüdür. Ayrıca adli kontrol veya tutuklamaya sevk gibi çocuğun temel haklarını doğrudan etkileyen işlemlerde, Kanun’un 15. maddesi uyarınca değerlendirmenin dosya üzerinden yapılmaması; çocuğun bizzat görülmesi ve uzman desteğinin sağlanması esastır.

Buna karşılık, çocukların kolluk aşamasında uzun süre tutulmaları; haklarını ve süreci yeterince anlayamamalarına, destek kişisine ve nitelikli temsile erişememelerine, sağlık muayenesi ve mahremiyet güvencelerinin zayıf işlemesine yol açmakta ve adli süreci çocuk açısından baştan itibaren travmatik hale getirmektedir. Bu nedenle çocuklara ilişkin ifade ve sorgu süreçleri kolluk uygulamalarıyla genişletilmemeli; çocuk savcısının denetimi, uzman katılımı, süratli usul ve yargısal güvenceler temelinde yapılandırılmalıdır. Çocuğun ifadesi, çocuk dostu bir ortamda, uzman desteğiyle, hakları tam olarak açıklanarak ve savunma hakkı etkili biçimde güvence altına alınarak alınmalıdır.

3. Tüm çocukların kapalı kurumlara yönlendirilmesine yol açacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Evrensel çocuk hakları standartları gereği, özgürlüğünden yoksun bırakma çocuklar bakımından son çare olmalı ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanmalıdır. Oysa mevcut uygulamada bile tutuklu çocuk sayısının hükümlü çocuk sayısının neredeyse iki katına ulaşması, kapalı kurum kullanımının zaten aşırılaştığını göstermektedir. Kapalı kurumlar; aşırı kalabalık, akran şiddeti, personel şiddeti, mahremiyet eksikliği, eğitime ve ruh sağlığı hizmetlerine erişim yetersizliği, aileyle bağların zayıflaması ve umutsuzluk duygusunun derinleşmesi gibi ağır sonuçlar üretmektedir. Çocuklara zarar verdiği bilimsel olarak tartışmasız olan kapalı kurumsal yapıların genişletilmesi değil, istisnai hale getirilmesi gerekir.

4. Çocukların işledikleri fiile göre kategorik biçimde eğitimevi ve kapalı kurumlara ayrılmasına dayalı düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuk adalet sisteminin temel ilkesi kategorik değil, bireyselleştirilmiş değerlendirmedir. Pekin Kuralları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 40. maddesi uyarınca çocuğa verilecek tepki yalnızca fiilin ağırlığına göre değil; yaş, gelişim düzeyi, kusur yeteneği, ihtiyaçlar, korunma gereksinimi ve toplumun uzun vadeli yararı birlikte gözetilerek belirlenmelidir. Suça göre otomatik kurum ayrımı, çocuğun biricikliğini ve ihtiyaç temelini görünmez kılar; ağır fiiller işlemiş çocukların çoğu zaman daha fazla ruh sağlığı desteğine, korumaya ve bireysel müdahaleye ihtiyaç duyduğu gerçeğini dışlar. Bu nedenle kurum yerleştirmesi suç kategorisine göre değil, çocuğun üstün yararı ve bireysel ihtiyaç değerlendirmesine göre yapılmalıdır.

5. Çocuklar bakımından ceza indiriminin kaldırılması veya yaşa bağlı güvencelerin zayıflatılması yönündeki düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuklara ilişkin ceza indirimi mekanizmaları bir ayrıcalık değil, çocukların gelişimsel özelliklerinin ve azalmış kusur yeteneğinin hukuki olarak tanınmasının sonucudur. Çocukların dürtüsellik, akran etkisi, kısa vadeli düşünme, yoğun duygusal tepki verme ve sonuç öngörme kapasitesindeki sınırlılıkları dikkate alınmadan kurulacak daha sert ve kategorik yaptırım rejimi, çocuk adalet sisteminin koruyucu ve yeniden bütünleştirici niteliğini ortadan kaldırır. Çocuk Hakları Komitesi’nin 24 No’lu Genel Yorumu da kamuoyu baskısına yanıt veren katı cezalandırıcı yönelimlerin çocuk adaletinin amacıyla bağdaşmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle çocuklar için yaşa ve gelişime dayalı ceza güvenceleri daraltılmamalı, tersine objektif ve denetlenebilir ölçütlerle güçlendirilmelidir.

6. Çocuk hükümlülerin doğrudan kapalı kuruma alınmasına ve eğitimevine geçişin idari gözlem kurullarının geniş takdirine bırakılmasına dayalı düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuk hükümlülerin, kanunen güvence altına alındığı üzere eğitimevlerinde tutulmaları engellenmemelidir. Nitekim yargılamaların uzun sürmesi, eğitimevlerini fiilen etkisiz hale getirmekte; çocuklar hüküm kesinleşene kadar tutuklu yargılanmaları halinde kapalı kurumlarda kalmaktadır. Mevcut durumda dahi özgürlüğünden yoksun bırakmanın “son çare” olma ilkesi yeterince işletilemezken, çocuğun doğrudan kapalı kuruma alınmasını öngören düzenlemeler bu ilkenin ihlalini derinleştirecek ve bireysel değerlendirme yapılmaksızın çocukların kapalı kurumlarda belirli bir süre tutulmasına yol açacaktır. Bu durum, kapalı kurumların olumsuz etkilerinin daha geniş bir çocuk grubu üzerinde yaygınlaşmasına neden olacaktır.

Öte yandan, eğitimevine geçişin idari gözlem kurulunun “tutum ve davranış” değerlendirmesine bağlanması; belirsiz, geniş ve denetime elverişsiz bir takdir yetkisi yaratmaktadır. Bu tür bir düzenleme, çocuğun hak talep etmekten çekindiği, itiraz etmeyen ve sessiz kalan “makbul mahpus” davranış kalıplarını teşvik etme riski taşımaktadır. Böyle bir yetki ile çocuğun koğuş değişikliği, sağlık, hijyen veya kötü muameleye ilişkin taleplerinin dahi aleyhine yorumlanabileceği ya da bu yönde bir kaygı oluşturacağı ve misilleme riski doğabileceği göz ardı edilmemelidir.

Ayrıca psikososyal destek sunan uzmanların aynı zamanda çocuğun kapalı kurumda tutulmasına etki eden bir karar mekanizmasının parçası haline getirilmesi, mesleki rol çatışmasına yol açmaktadır. Çocuğun hangi kurumda tutulacağına ilişkin kararlar; açık, nesnel ve denetlenebilir kriterlere dayalı olarak, yargısal güvenceler çerçevesinde ve bireyselleştirilmiş değerlendirme temelinde alınmalıdır. Bu yetkinin idari kurullara fiilen devredilmesi, çocuk adalet sisteminin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

7. Eğitimevindeki çocuğun “tehlike oluşturduğu” gibi belirsiz gerekçelerle kapalı kuruma iadesine imkân veren düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
“Tehlike”, “uygunsuz tutum”, “olumsuz davranış” gibi içeriği belirsiz kavramlarla kapalı kuruma dönüş yolu açılması, keyfi ve baskıcı uygulamaların önünü açacak niteliktedir. Bu tür müdahaleler doğrudan özgürlük ve kişi güvenliği hakkı ile bağlantılı olduğundan, yönetmelik düzeyinde belirsiz bırakılmamalı; sıkı, açık, denetlenebilir ve yargısal denetime tabi ölçütlere bağlanmalıdır. Aksi halde eğitimevleri destekleyici kurumlar olmaktan uzaklaşır ve çocuklar için sürekli bir kurum değiştirme ve güvencesizlik döngüsü doğar.

8. Tutuklamanın kapsamını fiilen genişletecek veya çocuklar bakımından olağanlaştıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Mevcut durumda dahi uzun tutukluluk süreleri, yaşın yeterince dikkate alınmaması ve çocuk hâkimliği yerine genel mekanizmaların işlemesi en çok eleştirilen alanlardan biridir. Çocuklar bakımından tutuklama, ancak çok ciddi ve istisnai durumlarda, başka hiçbir koruma ve denetim tedbiriyle sonucun sağlanamayacağı hallerde başvurulabilecek bir tedbirdir. Hırsızlık gibi fiiller bakımından dahi tutuklamanın kolay uygulanabiliyor olması, son çare ilkesinin fiilen aşındığını göstermektedir. Bu nedenle düzenlemeler tutuklamayı genişletmek yerine adli kontrol, koruyucu ve destekleyici tedbirler ve toplum temelli mekanizmaları güçlendirmelidir.

9. Caydırıcılık temelli ve kamuoyu baskısına yanıt veren sertleştirici düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Çocuklar açısından caydırıcılığın vurgulanması, failin rasyonel maliyet-fayda hesabı yaptığı varsayımına dayanır; oysa çocuklar bakımından karar verme süreçleri gelişimsel olarak farklı işler. Dürtüsellik, akran baskısı, heyecan arayışı, ruh sağlığı sorunları, nörogelişimsel ihtiyaçlar ve çoklu olumsuz yaşam deneyimleri, suça sürüklenme davranışını katı cezalarla önlenebilir olmaktan çıkarır. Ağır fiiller işlemiş çocuklar dahi çoğu zaman daha fazla cezaya değil, daha fazla korumaya, ruh sağlığı desteğine ve yapılandırılmış müdahaleye ihtiyaç duyar. Bu nedenle sistem, cezayı artırma refleksiyle değil, hızlı, kaçınılmaz, adil ve çocuk dostu bir yargılama ile hemen ardından gelen koruyucu müdahale mantığıyla çalışmalıdır.

10. Mevcut güçlü yasal çerçeve işletilmeden yalnızca yeni ve daha sert düzenlemelere yönelinmemelidir.
Çocuk koruma ve çocuk adaleti alanında hâlihazırda önemli hükümler içeren bir mevzuat bulunmaktadır; temel sorun bu hükümlerin önemli bölümünün uygulanmaması, etkisinin ölçülmemesi ve veriye dayalı biçimde değerlendirilmemesidir. Bildirim yükümlülüğü, koruyucu-destekleyici tedbirler, uzmanlık, sosyal inceleme, çocuk dostu yargılama ve son çare ilkesi yeterince işletilmeden yalnızca yeni yaptırım düzenlemelerine yönelmek, uygulama sorunlarını derinleştirme riski taşır. Bu nedenle yeni düzenleme ihtiyacı değerlendirilmeden önce mevcut sistemin etkisi, uygulanma düzeyi ve boşlukları sistematik biçimde incelenmelidir.

  1.  Bu belge Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı tarafından “Çocuklar için Adalet Ortak Çağrısı”na yanıt veren sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerine yer verilerek hazırlanmıştır.  ↩︎
Facebook
Twitter
WhatsApp
Email

Benzer Gönderiler

Sitede Arayın